PRAG ‘ TA KAYBOLMA VE ORTAÇAĞ GECESİ

                27 yıl çalıştıktan sonra  2008 ocak ayında emekli oldum. Hayalimdeki yurt dışı gezilerine  başlamalı,bu gezilerin başlangıcı orta avrupa olmalıydı.Hiç yurt dışına çıkmadığımız için eşimin ve benim pasaportlarımızı çıkardım. Temmuz ayı başında Pronto tur ile Budapeşte , Viyana ve Prag gezi programına katıldık. Çok heyecanlı idik, gezinin beşinci günü Viyana – Prag arasını şirketin organize ettiği otobüs ile giderken, Rehberimiz Riza bey yolculuğumuz sırasında bugün ve akşam neler yapacağımızı , yani tur organizasyonun bu aşamasında neler olacağını bizlere anlattı. Prag şehir turunu tamamladıktan sonra 16.30 da otele gideceğimizi, yerleşmemizin ardından , Prag yakınlarındaki Detenice köyünde bulunan eski bir handa ortaçağ gecesine katılacağımızı ve yemek öncesinde 18. veya 19. yüzyıllarda yaşanılan av partilerinin yaşandığı bir av köşkünü gezdireceğini bildirdi. Akşam saatlerinde gerçekleşecek olan ortaçağ gecesi programı bizi oldukça heyecanlandırıyor ve ilgimizi çekiyordu.

                Öğle saatlerinde Prag’ a vardık. Şehir turuna rehber eşliğinde başladık. Kraliyet sarayı,Loretta, St. Vitüs Katedrali ve Charles köprüsüne geldik. Burada rehberimiz Bohemya Krallığının son hükümdarı olan Charles ın adını taşıyan köprünün civarında bizleri serbest bıraktı. Köprünün sonunda buluşmak üzere gruptan eşim ile birlikte ayrıldık. Köprüde gecici olarak tadilat yapılıyordu. Köprünün üzerinden geçerken kenarlarda bulunan çeşitli figürlere bakarak Vltava nehrinin üzerinden yaya olarak geçtik. Köprünün üzerinde kurulmuş olan hediyelik eşya satış reyonlarına baktık.Charles köprüsünün diğer tarafına geçtiğimizde fotoğraf makinemizin pilinin bittiğini fark ettik. Bu arada rehberimiz Riza bey köprünün karşısına geçmiş grubu bekliyordu,selamlaştık, pil almak için hediyelik eşya satan dükkana girdik. Pil ve birkaç hediyelik eşya satın aldık. Dükkan çıkışında tur grubundan bazı kişileri gördüm. Eşim Charles köprüsünün çıkışında bulunan heykellerin fotograflarını çekti. Birkaç görüntü bende verdikten sonra bizim grubun gittiğini fark ettik ve çok telaşlandık. Bu arada ince bir yağmur ciselemeye başladı. Viyana dan aldığımız 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası amblemli kırmızı renkli şemsiyemizi açtık. Çevreye bakınmaya başladık.Sırt çantamı almadığımı, yanlızca şemsiyeyi aldığımı fark ettim. Sırt çantamın içinde otel adı ,adresi ve rehberin telefon numarası vardı. Yaptığım bu hata benim ve eşimin  çok fazla telaşa kapılmamıza neden oldu. Charles köprüsünün çıkışında herkesin genellikle aynı yöne gittiğini fark ettim, o yön bir sokak arasıydı ama içime doğmuş olmalıydı. Eşimin itirazına rağmen yürüyüşe geçtik. Eski şehir meydanı,saat kulesinin oraya çıktık. Saat 16 55 i gösteriyordu, grup orada rehber eşliğinde saat 17 00 olmasını bekliyor ve bilgi alıyordu. Fakat benim ve eşimin yüreğimiz  korkudan,kayıp olmaktan ağzımıza geldi. Bu satırları yazarken bile ne kadar heyecan duyduğumu tahmin edersiniz. Grubu bulamasaydık düştüğümüz durumu düşünmek bile istemiyorum.

                     Prag eski şehir meydanında bir saat kulesi var,bu saat kulesinin arka kısmına 2. dünya savaşı sırasında bomba düşmüş , hatırlansın diye onarım yapılmamış eski bir kilise olarak duruyor. Eski şehir meydanındaki astrolojik saatin önünde turistler her saat başı toplanıyor. Çanların çalması ile saat kulesindeki iki pencere açılıyor ve Hazreti İsa nın 12 havarisi pencerenin önünden geçiyor. Turistler yaklaşık 20 saniye süren bu anı görüntelemek için bekliyor. Bu saat 15.y.y sonlarında Charles Üniversitesinde profesör olan Hanuş usta yapmış. Amacı Kutna Hora şehrindeki Kemikli kilisede olduğu gibi insanlara bir mesaj vermekmiş. “ Herkes bir gün geldiği yere geri dönecek,yani elbet bir gün toprakla özleşip ölecek”. Saati yapar yapmaz dünyanın en önemli kişisi haline gelir. Kral dan daha fazla adı duyulmaya başlar.çünkü Avrupa nın her yerinden insanlar Prag a sadece saati görmeye gelirler. Zamanla Hanuş ustaya başka ülkelerden teklif gelir,fakat Hanuş usta bu teklifleri reddeder. Bu durum Kral ın kulağına gider ve Kral Hanuş ustanın saati başka bir yere de yapmasını önlemek için onun gözlerine mil çektirir.Kör olan Hanuş usta da kendini saatin mekanizmasına bırakarak intihar eder. Asıl amacı saati bozmaktır,saati bozarak intikam alır.Saati elli sene kadar çalıştıramazlar, daha sonra başka bir saat ustası onarır. Hanuş ustanın saati , Astronomik bir saattir. Saatin dış tarafındaki rakkamlar ibranice dir. Hanuş usta yahudilerin çok olduğu bir mahallede bulunduğu için onlara jest yapmıştır. Saatin etrafında dört adet kukla vardır. Bu kuklalar insanlara neleri yapmamaları gerektiğini anlatır. Bunlar ; kendini beğenmişliği, cimriliği, yaşama karşı isteksizliği ve sefahata düşkünlüğü sembolize eder. Saat başı kuledeki gösteri horozun ötmesi ile biter. Eski şehir meydanı ( Old Town ) da birde Tyn kilisesi var. İki kuleli bu yapının kulelerinin birinin adına Adem, diğerine Havva adını vermişler.

                     Otelimize gittik ve yerleştik, saat 18 00 de ortaçağ gecesine katılmak üzere otobüs ile haraket ettik. Çek Cumhuriyeti Bira nın ana memleketi ; Bir bucuk saatlik mesafedeki Detenice köyüne giderken Şerbetçi otu tarlalarını gördük. Üzüm bağı gibi şerbetçi otu fidanlarını sırık ve tel ile askıya almışlar. Çok değişik bir görüntü oluyor, boyları 4-5 metreye uzuyor, biranın içine katılan maddelerden birisi. Detenice köyüne varınca önce av köşküne gittik. Av köşkünün çevresini gezdik, bahçe çok güzel dekore edilmiş, fotoğraflar çektik.Üç katlı olan köşkün ilk iki katı sergileniyor.son katta yani üçüncü katta buranın sahipleri yaz tatilini geçiriyor. 18.y.y dan kalmış olan ve devamlı restore edilen köşkün giriş katında dondurulmuş hayvanlar ve silahlar sergilenmiş. İkinci kata merdiven ile çıkılıyor,büyük bir salon var ve onun etrafında 7-8 büyük oda bulunuyor. Odadan odaya geçiliyor, yemek,oturma ve yatak odaları çok iyi dekore edilmiş. Eski eserler çok iyi korunmuş durumda, duvarlarda frenks ‘ ler var. Frenks’ ler eskimesin diye fotoğraf çektirilmiyor. Odalarda o zamana ait büyük çini sobalar var. Bu sobaların benzerlerini İstanbul Yıldız parkındaki Şale köşkünde görmüştüm. Oturma gurupları çok ihtişamlı , duvardaki resimler ve tablolar çok güzel tasvir edilmiş, yine duvarlara ve tavana dini motifleri içeren resimler çizilmiş. Av köşkünün içine ayakkabı giren büyük boy terlikler ile giriliyor.Üst kattaki salona dondurulmuş Leopar orta yere monte edilmiş,çok güzeldi

                      Av köşkü gezimizi tamamladık ve ortaçağ daki eğlence hayatını bize yaşatacağını iddaa ettikleri eski hana girdik. İçerde elektrik ışığı yok denecek kadar az, mum ışıkları ile aydınlatma ağırlıkta ,açık ocaklarda odun yanıyor. Masalar ve oturma yerleri tahta, bardak cam , çatal , bıcak yeni haliyle diğer bütün dekor ortaçağı andırıyor. Ortaçağda bir handa ne olması gerekiyorsa hepsi mevcut. Davul, zil ve gayda dan kurulu bir gezici müzik gurubu, dans eden iki genç kız masaları geziyor. Ağzından ateş çıkaran adam,sırtında yılan ile gezen gösterici,birde cüce biri grup olarak veya tek tek masaları geziyor, gösterilerini icra ediyorlar. Yine konuklardan birinin içinde şeytan olduğunu iddaa eden bir grup papaz şeytan çıkarma ayini yapmakta , Çek Cumhuriyeti vatandaşı olan müşteri bir bayanı aldılar, çeşitli ayinler yaptılar, demir bir kafese koydular,zincirle yukarı çektiler.İçinde şeytan olduğu söylenen kız bir yandan korkuyor ve bir taraftanda gülüyor.Sonuçta animasyon tamamlandı.Dansçı kızlar bizim gruptan birkaç erkeği dansa kaldırdı. Menüde şarap ve bira , yemek olarak tavuk eti, geyik eti. Haşlanmış mısır ve esmer çok lezzetli ekmek vardı. Tabaklar tahta idi.Yemek sonunda bir çeşit yerel kek veriyorlar. Unutulmaz bir ortaçağ gecesinin ardından gösteri grupları ile bol bol fotograf çektirdik. Bir Prag gecesini tamamladık.

                      Bu arada Viyana – Prag arasını otobüs ile giderken otoyol boyunca kenarlarda ilginç bulduğum, saçtan perde halinde kilometrelerce uzayıp giden saçtan duvarlar vardı. Bu duvarlar genelde şehir tabelası olan yerlerde veya üretim kooperatifi yazan yerlerde olduğunu gördüm. Sovyet döneminden kaldığını tahmin ettiğim duvarlar bana Demir Perde terimini hatırlattı. Daha sonra gerçekleştirmeyi umduğum nice güzel geziler umuduyla. Hoşcakalın.

                        

                   

                                                                         Turhan Demirbaş

                                                                       Ankara ( Temmuz 2008)

 

Yorum Yaz